İcra takibine itiraz edilmesinden sonra, ancak itirazın iptali davası henüz açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması uygulamada önemli bir soruyu beraberinde getirmektedir:
Borçlunun takipten sonra yaptığı ödeme, alacaklının itirazın iptali davası açmasındaki hukuki yararı ortadan kaldırır mı?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.05.2026 tarihli, 2025/5888 E. ve 2026/2935 K. sayılı kararı, özellikle Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesinde düzenlenen mahsup kuralı bakımından bu soruya dikkat çekici bir cevap vermektedir.
Uyuşmazlığın Konusu
Karara konu uyuşmazlık, icra takibine yapılan itirazın iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
Borçlu, icra takibinden sonra ancak itirazın iptali davası açılmadan önce birtakım ödemelerde bulunmuştur.
Bu noktada temel uyuşmazlık; takipten sonra yapılan ödemeler nedeniyle alacaklının itirazın iptali davası açmakta hâlen hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmıştır.
TBK m. 100 Neden Önemli?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesi, borçlunun yaptığı ödemenin hangi kalemlere mahsup edileceğinin belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmiş durumda ise yaptığı ödemeyi doğrudan ana paradan düşme imkânına kural olarak sahip değildir.
Dolayısıyla icra takibinden sonra yapılan bir ödemenin, yalnızca rakamsal olarak takipteki “asıl alacak” miktarıyla karşılaştırılması her zaman doğru sonuca götürmeyebilir.
Ödemenin hangi tarihte yapıldığı, bu tarihe kadar işlemiş faiz, takip giderleri ve diğer fer’iler ile alacaklının takip talebinde TBK m. 100’ün uygulanmasını talep edip etmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Değerlendirmesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi somut olayda, alacaklının icra takibinde açıkça TBK m. 100’ün uygulanmasını talep etmiş olmasına özellikle dikkat çekmiştir.
Karara göre, icra takibinden sonra ve itirazın iptali davasından önce borçlu tarafından yapılan ödemelerin öncelikle faizden düşülmesi gerekmektedir.
Bu nedenle takipten sonra ödeme yapılmış olması, somut olayda alacaklının itirazın iptali davası açmasındaki hukuki yararını kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.
Yargıtay, davacı alacaklının hukuki yararının bulunduğu yönündeki değerlendirmeyi isabetli bularak Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/5888 E. ve 2026/2935 K. Sayılı, 11.05.2026 Tarihli Kararı:
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1009 E., 2025/1733 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/38 E., 2025/100 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Uyuşmazlık, icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, alacaklı olan davacının icra takibinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesinin uygulanmasını talep etmesi nedeniyle, icra takibinden sonra, itirazın iptali davasından önce borçlu tarafından yapılan ödemelerin öncelikle faizden düşülmesinin gerekmesine bağlı olarak davacı tarafın itirazın iptali davası açmakta hukuki yararının bulunmasına, faiz türünün doğru olarak belirlendiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

